öfkemin yakıtı
‘cinsellik koçu ayağınıza geldi’ diye sokaklarda arabayla gezsem, overlok makinesinden sonra, ne acayip bir dünya olurdu değil mi?
geçen gün galerimde seks ve yakın ilişkiler koçluğuna başladığımda çektiğim bir fotoğrafımı buldum. yüzümde biraz çocuksu bir gülümseme, üstüm başım toplu, muhtemelen birebir görüşmeden çıkmışım. o zamanki bilgesu’ya baktığımda ‘’ay seni tatlı şey, sen her yerde cinsellik mi konuşmak istiyorsun?’’ diyesim geliyor.
4 sene öncesi. henüz bu konuların nerelere doğru kök saldığından habersiz. eğitim müfredatının amerika bazlı oluşunu nasıl türkiye coğrafyasına uyarlaması gerektiğini henüz bilmiyor. aslında, okula başvuru mektubunda içini daraltan kadın cinayetlerinden de bahsetmiş. yine de başlarken ‘make world sexy again!’ sözünde içine sinmeyen bir taraf var çünkü içten içe korkuyor. keyif ve bedenin haz kapasiteleri üzerine konuşmak için can atamıyor. ne konuşacağım ben burada, herkes çok amerikalı diyip derslerden kaçası var. tüm yapamayışlarına rağmen adım atabiliyor. helal olsun, merakı var. orası kesin.
okurken çalışılan konular, çalışmalar ekseriyetle ilginç geliyor. özenle biriktirilmiş dantelli gelinlik çeyizler gibi utançları sandıklardan açılıyor, evin ortasına yerleşiyor. utançları bırakmaktan gelen hafiflemeyle de yola daha kolay çıkabiliyor.
fakat birçok kelimenin türkiye gibi coğrafyalarda bazen nasıl tehdit olarak algılanabileceğini henüz bilmiyor.
keyif
zevk
özgürlük
buradan bakınca bir nevi bahçıvanlık işine soyunduğumu anlıyorum. tohumları toprağımda yeşertmem gerekecek. o zamanlar da anlıyorum aslında, elimde süper çalışan bir yöntem var. masallardaki efsunlu anahtarı bulmuşum. nice utanç sandıklarımın kilitlerini açabiliyor.
nesiller biriktirmiş kolay mı?
sandık dolu.
yine de hala cinselliğe, yakın ilişkilere dair konuşabiliriz diyorum. yeni keşif haritaları bulabiliriz.

ama bu anahtarı alır almaz istediğim gibi kullanamıyorum. şeklini, dilini kültürel bağlamda oturtmam ve özgün bir hale getirmem zaman alıyor. bu esnada birebir buluşmalarda her seferinde bu egzersizlerin nasıl açılımlara sebep olduğunu şaşkınlıkla izliyorum.
heralde bu kadar yas içeren konuların da açıldığı alanlarda devam etmeme yardımcı olan o gördüğüm parlama anları.
şimdi sanırım bu yüzden bu konuyu kamusal olarak bu kadar çok konuşma isteğimin yerini daha çok herkes için güvende hissettirebileceğim bir dil nasıl kurgularıma dönüşüyor. utandığımdan mı? hayır, daha çok bu kelimelerin güçlerini ve etkilerini görmemden sebep.
çünkü meselenin örneğin ‘keyif, cinsellik’ kelimesi gibi çok yüklü olanların (illa erotik olması gerekmiyor, bedensel bütün keyifler: bknz: güneşin saçlarınızı ısıttığını fark ettiğiniz bahar günleri) bedenimizde nasıl karşılıkları olduğunu bizzat gördüm. aslında ne kadar basit ve sıradan ‘keyifler’den konuşsak bile hem de. bedenin nasıl donduğunu, güvende hissetmekten ne kadar uzak düştüyse o kadar korktuğunu ve bu yüzden ne yapacağını bilemez haline çokça tanık oldum.
o yüzden, başlarda yaptığım gibi cinsellik konuşalım derken sadece keyif kapasitelerimiz üzerine konuşalım artık diyemiyorum.
-eğitimlerde öğrenmediğimiz bir şey olarak- bu konuda türlü yas kapılarını da görmemiz gerekiyor aa, sen de mi buradaydın ey güzelim yas?
o yüzden, her türlü temasta başta dilimi nazik ve ihtiyatlı olmak üzere her geçen gün yeniden kurgulamam gerekiyor.
böyle bakınca ilk zamanlardaki telaşım ve ‘hadi hepimiz şimdi bu konuları konuşmalıyız’ aceleciliğim bana sevimli bir göz kırpıyor. her şeyi tüm açıklığıyla konuştuğum zamanların da neye hizmet ettiğini görebiliyorum, utançları yenmek için muhakkak o da muhteşem bir yol. ama şuan olduğum kişiye hitap etmiyor.
ezcümle, yakınımdan uzağımdan hiç fark etmez, aldığım her türlü taciz, istismar haberiyle birlikte biriken öfkemi yakıta çevirebileceğim yegane alanım burası. bunu kendime bir hatırlatıcı olarak buraya da taşıyorum.
derdim yakınlık.
delicesine karanlığın ve fırtınaların kopabildiği bu açık denizlerde, savrulmadan durabilmek bazen gerçekten çok fazla efor istiyor.
bu zorluklarda büyük küçük demeden bir tanecik bile olsa içimdeki öfkeyle bir tane mum yakabilmeyi diliyorum. bu mum öncelikle o karanlıklarda kendi yolumu tayin edebilmek için. belki başka birilerinin işine yarar, belli mi olur? öfkemin yakıtı: bu konulara dair pes etmeden devam edebilmek, etsem bile olduğum yere başta kendim için geri dönebilme gücü.
tonlarca acı haberin yanında yine de ‘hadi gelin, cinsellik, keyif, haz konuşalım’ diyebilmek de bu denizdeki buzdağının görünen yüzünden başkası değil.
merakımızı pusula edelim ve keşiflere çıkalım, derken pespembe bir teletabies diyarından bahsetmediğimi artık daha iyi biliyorum. ama denemeye, keşfetmeye değer. çünkü bu donmuş kaskatı vücudumda bağlantı ve canlılığa aç bir ben’e sadece ben sahip çıkabilirim.
günün sonunda bir tanecik ömrümüzü daha canlı ve keyifli geçirmek hepimizin sonuna kadar hakkı.
8 Mart’ımızdaki birlikten doğan kuvvet daim, kutlu mutlu olsun.




ben şahsen şu an dünyanın ovarlok makinesinden çok cinsellik (ki bu haz senin de dediğin gibi her alandaki) ihtiyaç duyduğuna inanıyorum! lütfen gez :))